Tarihçe

Türkiye - AB Tarihçe

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

Modern Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yüzünü Batıya çevirmiş olan Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kıtasında hızla gelişmekte olan uluslararası örgütlenme çabaları içinde yer almıştır: Türkiye, 1949 yılında Avrupa Konseyi'ne, 1952 yılında ise Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü'ne (NATO) katılmıştır. Bu doğrultuda, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) 1958 yılında kurulmasının ardından, 31 Temmuz 1959 tarihinde Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiş ve 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması'nın 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Türkiye-AB ortaklık ilişkisi başlamıştır.

Ankara Anlaşması'nın amacı, 2. maddede, Türkiye ekonomisinin hızlı kalkınmasını ve Türk halkının istihdam düzeyinin ve yaşam koşullarının yükseltilmesini sağlama gereğini göz önünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi özendirmektir olarak belirtilmektedir. Anlaşma'nın en önemli hükümlerinden bir diğeri ise, Türkiye'nin üyeliğini düzenleyen 28. maddedir. '[Ankara] Anlaşma'nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma'dan doğan yükümlerin tümünün Türkiye'ce üstlenebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler' ifadesine yer veren söz konusu maddede, ortaklığın nihai hedefi Türkiye'nin üyeliği olarak belirlenmiştir.

Ankara Anlaşması, Türkiye'nin üyeliği hedefine yönelik olarak 'hazırlık dönemi', 'geçiş dönemi' ve 'son dönem' olmak üzere üç devreden oluşan bir entegrasyon modeli öngörmüştür: İlk dönem, Anlaşma'nın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle başlamıştır. Taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik 'Hazırlık Dönemi' olarak belirlenen bu dönemde, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir. Buna karşılık, Topluluk, 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol çerçevesinde 1971 yılından itibaren, tek taraflı olarak, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye'den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Katma Protokol'ün yürürlüğe girmesiyle, hazırlık dönemi sona ermiş ve 'Geçiş Dönemi'ne ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde, taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği'nin tamamlanması öngörülmüştür. Türkiye, 'Geçiş Dönemi'nde, AB'den ithal ettiği sanayi ürünlerine uyguladığı gümrüklerini 12-22 yıllık listeler dahilinde kademeli olarak azaltarak sıfırlamayı ve Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi'ne (OGT) uyum sağlamayı üstlenmiştir.

Türkiye-AB ilişkileri, 1970'li yılların başından 1980'lerin ikinci yarısına kadar, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı istikrarsız bir gelişim sergilemiş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır. İlişkilerin dondurulmasının ardından, Ortaklık Konseyi ilk kez 1986 yılında toplanabilmiştir. Bu noktada Türkiye, üyelik başvurusunda bulunmayı amaçladığını belirtmiş ve 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması'nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, Roma Antlaşması'nın 237., AKÇT Antlaşması'nın 98. ve EURATOM Antlaşması'nın 205. maddelerine dayanarak üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989'da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Topluluğun yeni bir üyeyi daha kabul edemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin, Topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir.

Türkiye, bunun üzerine, üyelik süreci açısından önemli bir adım oluşturacağı gerçeğinden hareketle, öncelikle Gümrük Birliği'ni tamamlamayı hedeflemiş ve bunun için gerekli çalışmalara hız vermiştir. Bu çerçevede, 6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği tamamlanmış ve Türkiye-AB Ortaklık İlişkisi'nin 'Son Dönem'ine geçilmiştir. Gümrük Birliği'nin tamamlanması ile Türkiye-AB ilişkileri ayrı bir boyut kazanmıştır. Zira, Gümrük Birliği Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefine yönelik ortaklık ilişkisinin en önemli aşamalarından birini oluşturmaktadır.

Bu dönemde AB Komisyonu tarafından, AB'nin genişleme sürecini değerlendiren 'Gündem 2000' Raporu hazırlanmış ve 16 Temmuz 1997 tarihinde açıklanmıştır. Rapor'da Türkiye'nin siyasi ve ekonomik sorunları nedeniyle genişleme sürecine dahil edilmeyeceği ifade edilmiştir. Bunu takiben, 12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da gerçekleştirilen ve Ekonomik ve Parasal Birlik ile Genişleme konularının değerlendirildiği Zirve'de, Türkiye'nin adaylığı resmen teyit edilmemiş, ancak bir 'strateji' önerilmiştir. Konsey'in bu yaklaşımı üzerine Türkiye, üyelik başvurusunu geri çekmeyeceğini, Gümrük Birliği uygulamasını devam ettireceğini, ancak AB ile siyasi diyaloğu askıya alacağını açıklamıştır. Ayrıca, Zirve sonuçlarının Türkiye'nin beklentilerini karşılamaması nedeniyle askıya alınan siyasi ilişkilerin, ancak AB'nin ayrımcı tutumunun sona ermesi ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi halinde normalleşeceği de ifade edilmiştir.

Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası, 1999 yılında yapılan Helsinki Zirvesi'nde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne adaylık statüsünün teyit edilmesi ve Türkiye'nin AB'nin Yeni Genişleme Politikası çerçevesinde oluşturulan sisteme, diğer aday ülkelerle eşit statüde katılacağına ilişkin karar olmuştur. Helsinki Zirvesi'ni takiben başlayan adaylık sürecinde, diğer aday ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de İlerleme Raporları hazırlanmıştır. 1999 yılında açıklanan İlerleme Raporu'nda yer alan değerlendirmeler, İlk Katılım Ortaklığı Belgesi'nin de temelini oluşturmaktadır.

 

AB Komisyonu'nun, genişleme politikası çerçevesinde oluşturduğu sistemin en önemli aracı olan Katılım Ortaklığı Belgesi, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyumu ve Topluluk mevzuatını üstlenmesi için gerekli çalışmaları tamamlamasına yönelik kısa ve orta vadeli hedefleri ortaya koyacak şekilde hazırlanmıştır. AB, Türkiye için hazırladığı ilk Katılım Ortaklığı Belgesi'ni 8 Mart 2001 tarihli kararı ile kabul etmiştir. Katılım Ortaklığı Belgeleri, aday ülkelerin üyeliğine kadar geçerliliğini korumakta, ancak adayların gösterdiği ilerlemelere göre, gerektiği takdirde, Komisyon tarafından yenilenmektedir. Bu kapsamda, Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeler ve oluşan yeni gereklilikler ışığında revize edilen Katılım Ortaklığı Belgesi 19 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye tarafından hazırlanan ve ilk Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alan önceliklerin hangi somut önlemlerle ve hangi takvim çerçevesinde gerçekleştirileceğini gösteren ilk Ulusal Program 24 Mart 2001, revize edilmiş Ulusal Program ise 24 Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Birliği'nin genişleme sürecinde diğer bir önemli dönüm noktası 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleşen Kopenhag Zirvesi'dir. Zirve'de 10 aday ülkenin katılım müzakerelerinin tamamlandığı ilan edilmiş ve Türkiye ile ilgili olarak, 2004 yılı İlerleme Raporu ve tavsiyesi doğrultusunda, Kopenhag siyasi kriterlerinin yeterli ölçüde karşılandığının belirlenmesi halinde gecikmeksizin katılım müzakerelerine başlanacağı ifade edilmiştir. Türkiye, Helsinki Zirvesi'ni takip eden dönemde yoğun bir reform sürecine girerek, AB siyasi kriterlerine uyum amacıyla çok sayıda yasa ve mevzuat düzenlemesini içeren 8 Uyum ve 2 Anayasa Değişikliği Paketi'ni kabul etmiştir.

AB'ye aday ülkeler, yasal uyumun yanında, Katılım Öncesi Ekonomik Program ile Avrupa Birliği'ne üyelik için uygun ekonomi politikaları ve reformları belirlemeyi ve üyelik sonrasında Ekonomik ve Parasal Birliğe katılmaya yönelik yapıyı oluşturmayı hedeflemektedir. Tüm aday ülkeler için bir yükümlülük olan söz konusu Program'ın temel önceliği Kopenhag ekonomik kriterlerini karşılamaktır. Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde hazırlanan ilk Katılım Öncesi Ekonomik Program 1 Ekim 2001, ikincisi 14 Ağustos 2002, üçüncüsü 15 Ağustos 2003, dördüncüsü ise 30 Kasım 2004 tarihlerinde AB Komisyonu'na sunulmuştur. Bunun yanında, adaylık statüsünün Helsinki Zirvesi'nde teyit edilmesinin ardından, Türkiye'ye sağlanan mali yardım miktarı da artırılmıştır.

Reform sürecinde kaydedilen somut ilerlemeyi takiben, AB Komisyonu, 6 Ekim 2004 tarihinde, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyum yönünde kaydettiği aşamaların ve mevcut eksikliklerin saptandığı İlerleme Raporu'nu açıklamıştır. Komisyon bu Rapor'da, önceden belirlenmiş düzenlemelerin yürürlüğe girmesi koşuluyla Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını belirtmiş ve katılım müzakerelerinin açılması önerisinde bulunmuştur. Bu öneri doğrultusunda, 16-17 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen Zirve'de, Türkiye-AB ilişkileri açısından son derece kritik bir noktaya ulaşılmıştır. AB liderleri, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiğini belirterek müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlaması konusunda anlaşmaya varmışlardır.

30 Temmuz 2005 tarihinde Ankara Anlaşması’nı 2004 yılında AB’ye katılmış olan 10 ülkeyi kapsayacak şekilde genişleten ‘Ek Protokol’ü imzalayan Türkiye, aynı gün yayımladığı deklarasyon ile bunun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımak anlamına gelmediğini ifade etmiştir. 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği, Türkiye ile katılım müzakerelerini başlatma kararı almış, 20 Ekim 2005 tarihinde ise Bilim ve Araştırma faslına ilişkin Tanıtıcı Tarama Toplantısı ile müzakereler fiilen başlamıştır. 12 Haziran 2006 tarihinde Bilim ve Araştırma Faslı’nın geçici olarak kapatılmasıyla Türkiye – AB üyelik müzakerelerindeki ilk fasıl geçici olarak tamamlanmıştır. 
 
13 Ekim 2006 tarihinde Müzakere sürecinin ilk aşamasını oluşturan tarama toplantıları sona ermiştir. 11 Aralık 2006 tarihinde ise, AB Konseyi, Türkiye’nin GKRY’yi tanımıyor olmasını gerekçe göstererek; Malların Serbest Dolaşımı, Yerleşim Hakkı ve Hizmet Sunma Serbestîsi, Mali Hizmetler, Tarım ve Kırsal Kalkınma, Balıkçılık, Ulaştırma Politikası, Gümrük Birliği ve Dış İlişkiler başlıklı sekiz fasılda müzakereleri askıya almıştır. AB Konseyi ayrıca Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin Ek Protokol’de yer alan taahhütlerini yerine getirdiğini doğrulayana kadar söz konusu fasılların açılmayacağı ve geçici olarak kapatılamayacağına karar vermiştir. 
 
2007 yılının ilk yarısında Almanya’nın Dönem Başkanlığı sırasında İşletme ve Sanayi Politikası, İstatistik ve Mali Kontrol fasılları açılmış, yılın ikinci yarısındaki Portekiz Dönem Başkanlığı sırasında açılan Trans- Avrupa Ağları ve Tüketicinin ve Sağlığının Korunması Politikası fasılları ile 2007 yılında açılan müzakere faslı sayısı beşe yükselmiştir.
 
Slovenya’nın Dönem Başkanlığı yaptığı 2008 yılının ilk yarısına, İrlanda’nın 12 Haziran 2008 tarihinde yapılan referandumda Lizbon Anlaşması’nı reddetmesi damgasını vurmuş, aynı dönemde Türkiye ile AB arasında Şirketler Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku fasıllarında müzakerelere başlanmıştır. 1 Temmuz 2008’de başlayan Fransa Dönem Başkanlığı sırasında da Sermayenin Serbest Dolaşımı ve Bilgi Toplumu ve Medya başlıklı fasıllarda müzakerelerin açılmasıyla 2008 yılı içinde açılan toplam fasıl sayısı dört olmuştur. 2008 yılının ve Fransa’nın Dönem Başkanlığı’nın son gününde Türkiye’nin AB müktesebatına ilişkin üçüncü Türkiye Ulusal Programı yürürlüğe girmiştir.
 
19 Şubat 2009 tarihinde Avrupa Adalet Divanı, Soysal Davası’nı karara bağlayarak Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının Ortaklık Hukuku’na aykırı olduğuna hükmetmiştir. Almanya, 12 Haziran 2009’da Soysal Kararı’na istinaden belirli kategorilerdeki Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasında değişikliğe gittiğini açıklamış, ancak genel anlamda bir vize kolaylığı sağlamamıştır. 
 
Çek Cumhuriyeti’nin AB Dönem Başkanlığını yürüttüğü 2009 yılının ilk yarısında sadece Vergilendirme faslı müzakerelere açılmış, İsveç’in Dönem Başkanlığı görevinde bulunduğu yılın ikinci yarısında da yalnızca Çevre faslı müzakerelere açılmasıyla 2009 yılında açılan müzakere faslı sayısı ikide kalmıştır. 2 Ekim 2009 tarihinde İrlanda’da yapılan ikinci referandumda Lizbon Antlaşması kabul edilmiş, AB Dönem Başkanı ve Çek Cumhurbaşkanı tarafından da imzalanmasıyla yürürlüğe girmiştir. 
 
19 Aralık 2009 tarihinde Avrupa Birliği Sırbistan, Makedonya ve Karadağ vatandaşlarına 3 aya kadar olan kısa süreli seyahatlerinde AB’ye vizesiz seyahat etme hakkını tanımış, ancak Soysal Kararı’na rağmen aynı hakkı Türk vatandaşlarına sağlamamıştır. 
 
Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren ülkelerden biri olan İspanya’nın AB Dönem Başkanlığı’nı yürüttüğü 1 Ocak -30 Haziran 2010 döneminin son gününde yalnızca Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası faslı müzakerelere açılmış, bu tarihten itibaren hiçbir yeni fasıl müzakereye açılmamıştır. Dolayısıyla bu başlık, Temmuz 2011 itibarıyla AB’nin Türkiye ile müzakereye açtığı 13’üncü ve son fasıl olmuştur. Belçika’nın AB Dönem Başkanlığı yaptığı 2010 yılının ikinci yarısında ve 1 Ocak 2011’da başlayan altı aylık Macaristan Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye ile AB arasında hiçbir yeni müzakere faslı açılmamıştır. 1 Temmuz 2011 tarihinde AB Dönem Başkanlığı görevini devralan Polonya’nın öncelikleri arasında Türkiye’nin AB’ye sürecine ivme kazandırmak bulunsa da, Polonya’nın tutumunun diğer AB Üye Devletleri tarafından ne derece destekleneceği henüz açıklık kazanmamıştır.

Adaylık Süreci'ne ve Müzakere Süreci'ne ilişkin ayrıntılı bilgi ilgili bölümlerde yer almaktadır.



«  önceki  Sayfa:  1  sonraki  »

 
 
İLETİŞİM | ANA SAYFA | ENGLISH © 2017 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed by: OrBiT