İTO Ticaret Gazetesi Yazıları

İKV BAŞKANI PROF. DR. HALUK KABAALİOĞLU İLE YAPILAN SÖYLEŞİ, 17 ARALIK 2010

 


‘Avrupa’da rüzgar bizim lehimize esebilir’

 

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu: “Fransa’da Türkiye’yi AB’de istemeyen Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin 2011’den sonra ayrılması bekleniyor. Yine Türkiye’nin üyeliğine soğuk bakan Alman CDU ve CSU Hıristiyan Demokrat partilerinde bile önemli sayıda politikacı, Türkiye lehine tutum almaya başladı. CDU’nun önde gelen politikacılarından Ruprecht Polenz, Türkiye’ye karşı çıkan politikacıların başındayken, bugün Alman Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak Türkiye’nin üyeliğini destekleyen pozisyonda.”

NALAN SÖYLEMEZ

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu’na göre Avrupa Birliği, Türkiye’nin üyeliği konusunda siyasi irade gösteremiyor. Ama önümüzdeki birkaç yıl bir hayli hareketli olacak. Reformları sistemli şekilde uygulamaya sokmalı ve hazırlığa devam etmeli. Prof. Dr. Kabaalioğlu, “Türkiye’ye karşı olumsuz tutum sergileyen Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin yerine 2011’den sonra bir başkasının gelmesi bekleniyor. Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan Alman CDU ve CSU Hıristiyan Demokrat partilerinde bile önemli sayıda politikacı, Türkiye’nin üyeliği lehine tutum almaya başladı. Ayrıca CDU’nun önde gelen politikacılarından Ruprecht Polenz Türkiye’ye karşı çıkan politikacıların başındayken, bugün Alman Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak Türkiye’nin üyeliğini destekler bir pozisyon aldı. Ayrıca İstanbul’dan kamyona yüklenen ihraç mallarının iki gece sonra Avrupa’nın merkezinde teslim edebilmesi çok büyük imkanlar sağlıyor” diyor.


İKV Başkanı Prof. Dr. Kabaalioğlu, gazetemizin sorularını yanıtladı:

AB Komisyonu’nun 13’üncü İlerleme Raporu, müzakerelerin önünü tıkayan sorunlara tatminkar çözümler getiriyor mu?

Müzakerelerin önündeki en büyük engel, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, tam üye yapılmak suretiyle, AB’ye alınmasıdır. Aslında AB, Kıbrıs Rumlarını tam üye yaparken uluslararası anlaşmaları, AB hukuku temel prensiplerini ve Kopenhag kriterlerini ihlal etmiştir. Kıbrıs, kurucu antlaşmalara göre, Türkiye ve Yunanistan’ın aynı anda üyesi olmadığı herhangi bir siyasi ve iktisadi örgüte üye olamaz. Egemenliği anlaşmalarla kısıtlanmış, meşru anayasası olmayan, vatandaşlarının üçte birini tecrit etmiş ve hiçbir haklarını tanımayan gayri meşru bir rejimi AB üyesi yapmakla AB, hukuk dışı bir yol izlemiştir. Bugün BM Barış Gücü Askerleri’nin iki halk arasında barışı sağlamak üzere yaklaşık yarım yüzyıldır görev yaptığı bir ada, AB üyesi yapılmıştır.

AB ile Kıbrıs sorunu müzakerelerinin tıkanması olasılığı karşısında Türk iş dünyası nasıl bir pozisyon almalı?


Özellikle TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun Kıbrıs’taki Türk ve Rumları bir araya getirmek ve çözüm bulmak için büyük gayretleri oldu. Hisarcıklıoğlu, Avrupa Ticaret Odaları birinci başkan yardımcısı olarak da önemli çabalar harcamaktadır. Ancak Kıbrıs Rumları’nın uzlaşmazlığı karşısında uğraşlar sonuç verememiştir.


Bugün 1950’lerden bu yana çözüm aranan Kıbrıs sorununda adadaki gerçeklerin kabul edilmesi dışında başka bir çözüm olanağı görülmemektedir. Kıbrıs Türkleri ve Türkiye kendi lehlerine olmamasına rağmen Annan Planı’nı kabul ederek büyük fedakarlıklar yapmışlardır. Ancak Kıbrıs Rumları, 5-6 sene içinde adanın tamamına hakim olabilme imkanı sağlayan ve Kıbrıs Türklerine hiçbir sağlam hukuki güvence vermeyen Annan Planı’nı dahi reddederek uzlaşmazlık göstermişlerdir.


İKV olarak katılım müzakereleri çerçevesinde karşılaşılacak sorunları irdeleyen çeşitli seminer, konferans ve uzman toplantıları düzenliyoruz. Halen AB’de 2004’te 10 ve daha sonra Bulgaristan ve Romanya ile 12 yeni üye kabul edilmesinin yarattığı sorunlara öncelik veriliyor. Global krizden etkilenen İrlanda ve Portekiz’den sonra; İspanya, Macaristan ve İtalya’nın da bu ülkeleri izlemesi tehlikesi nedeniyle AB, yeni üye kabulüne soğuk bakıyor.

Önerileriniz neler?

Bu dönemde Türkiye’nin AB reformlarını sistemli bir şekilde uygulamaya sokması ve gerekli diğer hazırlıkları yapması en doğru hareket olacaktır. Türkiye’ye karşı olumsuz tutum sergileyen Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin 2011’den sonra yerine bir başkasının gelmesi beklenmektedir. Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan Alman CDU ve CSU Hıristiyan Demokrat partilerinde dahi önemli sayıda politikacı, Türkiye’nin üyeliği lehine tutum almaya başlamıştır. Ayrıca CDU’nun önde gelen politikacılarından Ruprecht Polenz Türkiye’ye karşı çıkan politikacıların başındayken, bugün Alman Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak Türkiye’nin üyeliğini destekler bir pozisyon almıştır. AB pazarları satın alma gücü yüksek 500 milyonu aşan nüfusu ve coğrafi yakınlığı nedeniyle Türk sanayi için büyük önem arz ediyor. Özellikle rakibimiz olarak kabul edilen Çin ve Hindistan, belli sektörlerde Türkiye’nin elindeki avantajlara sahip olmadığından, kur sorunları dışında, Türk ihracatçısının göreceli üstünlüğü devam ediyor. İstanbul’dan kamyona yüklenen ihraç mallarının iki gece sonra Avrupa’nın merkezinde teslim edebilmesi çok büyük imkanlar sağlıyor. Son zamanlarda dış ticaretimizin komşu ülkelerle önemli ölçülerde genişlemesi ve çok değişik pazarlara yönelmemiz yerinde bir politikadır. Ancak unutulmamalıdır ki, istikrarlı bir Avrupa pazarı, Türk sanayi ve tarım ürünleri için vazgeçilmezdir.

ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GİRİYOR

Gümrük Birliği’nde tüccarın serbest hareket kabiliyetine sınırlar getiren sorunlar neler? Vize sorunu ile bağlantılı olarak açıklar mısınız?


1996’dan bu yana sanayi ürünlerinde Gümrük Birliği’nde yer alan Türkiye, eşit koşullarda rekabet edebilmeli. Avrupalı sanayici ve işadamı, ülkemize vizesiz veya sınırda 3-5 dakikada 10 Euro karşılığı aldığı vize ile elini kolunu sallayarak giriyor, ticari faaliyetlerini serbestçe icra ediyor. Ancak Türk sanayicisi ve işadamı, vize kuyruklarında 22 değişik belge ibraz etmek zorunda kalıyor. İstenen belgeler arasında banka hesapları gibi ticari sırlar kapsamında yer alan bilgilerin de yer alması ve bunların bir yabancı ülke konsolosluk memuruna verilmesi oldukça düşündürücü bir durum. Hatta bir Türk işadamının iş yapacağı ülkedeki ticaret ortağından davet mektubu istenmesi de rekabetin eşit koşullar altında olmadığını gösteriyor.


AB Adalet Divanı’nın ‘Soysal Kararı’ndan sonra Türk vatandaşlarına vize uygulanmasının anlaşmalara aykırı olduğu bir kez daha ortaya konmuştur. Sadece hizmet edinimi sunacak kişilerin değil, AB sınırları içindeki belli hizmetlerden yararlanacak kişilerin de vizesiz seyahat etmesi gerek.


Vize konusunda hükümetin daha güçlü ve ısrarlı girişimlerle takip etmesini beklemek en doğal hakkımız.

AB’de aşırı sağın yükselişi ve küresel ekonomik mali kriz gibi siyasi ve ekonomik gelişmeler Türkiye’nin üyelik sürecini nasıl etkiler?

Ekonomik kriz yeni bir genişlemeye karşı önemli bir muhalefetin ortaya çıkmasına yol açtı. Ancak Türkiye ekonomisinin dinamizmi, örnek büyüme hızları ve potansiyeli kriz içindeki Avrupa’ya aslında Türkiye’nin AB’ye ne kadar dinamizm getireceğini de gösteriyor.

Egemen Bağış, AB üyeliği için 2014’ü hedef gösterdi. Bu ne kadar gerçekçi, sizin öngörünüz nedir?

2004 yılında müzakerelerin başlaması kararı alındığında gerçekten de müzakerelerin 2010 veya 2011’de tamamlanması ve parlamentolardan onama işlemlerinin yapılması da hesaba katıldığında 2014’te tam üyeliğin gerçekleştirileceği düşünülmüş idi. Ancak 2006’da bazı müzakere başlıklarının bloke edilmesi bizi bu hedeften uzaklaştırdı. Ayrıca müzakerelerin başlatılması kararı verildikten sonra aylarca bir başmüzakereci atayamadık. O tarihlerde henüz Sarkozyler ve Merkeller ortada yoktu. Daha sonra dışişleri bakanının başmüzakereci olarak tayin edilmesi, Türkiye gibi dünyanın birçok bölgesiyle ilişkisi olan bölgesel bir gücün dışişleri bakanının bu işlere gerektiği ölçülerde vakit ayıramayacağı da dikkate alınırsa, çok isabetli karar olarak değerlendirilemez.


Öte yandan BM Güvenlik Konseyi üyeliği için iki yılı aşkın bir süre yoğun çaba harcayan Türkiye hariciyesi, o mesainin yarısını AB işine harcasa idi bugün çok daha ileride olurduk. Geçici üyelikte bitmek üzere olup orada verdiğimiz bazı oylar ve kararlarda dış politikamızda ciddi tereddütlere yol açan hareketler oldu.

BUGÜN AB ÜYESİ OLSAK...

Türkiye gelecekte AB üyesi olursa birlik içindeki rolü ne olur?


AB’nin dünyada güçlü bir aktör olması, Avrupa güvenlik ve savunma politikaları, Türkiye’nin üyeliği gerçekleşmeden hiçbir anlam ifade etmiyor. Bugün üye olsak Avrupa’nın ikinci büyük nüfusu ve altıncı büyük ekonomisi olarak AB politikalarının oluşturulmasında önemli ölçüde söz sahibi olacağımız kuşkusuz. Ayrıca AB’nin enerji ikmal yolları ve enerji güvenliği açısından Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç tüm AB yetkilileri tarafından da ifade ediliyor.

AB’nin Uzakdoğu’ya rekabet gücünü artırmada Türkiye’nin katkısı olabilir mi?


Hindistan ve Çin geleceğin ülkeleri. Pekin ve Şanghay’daki lüks otomobiller ABD’de bile yok. Çin’de henüz kırsal kesimde fakirliğin önüne geçilememiş. Ancak satın alma gücü son derece yüksek. 250-300 milyon civarında orta ve üst kesim önemli bir alım gücüne sahip. Türk ihracatçılarının bu pazarı ihmal etmemesi gerek. Öte yandan birçok Avrupalı sanayici, Çin’in yükselen rekabetine karşı yatırım projelerini Türkiye’ye yönlendirerek, Türkiye’nin sağladığı avantajları değerlendirmekteler. Aynı şekilde Hindistan’da da ileri teknolojinin oynadığı rol ihmal edilemez.

* * *

STA’ların karar mekanizmasında biz de yer alalım

AB ile bağlantılı olarak STA’ları değerlendirir misiniz?


1996’da GB gerçekleştirildiğinde Türkiye sadece ortak gümrük tarifesini kabul etmekle kalmamış, AB’nin imzaladığı tüm STA’ları da kabul etmiştir. Ancak çok taraflı müzakerelerde sonuç alınamamasının da etkisi ile AB değişik ülkelerle iki taraflı STA’lar imzalamakta ve sonra bize dönerek siz de benzer anlaşmayı yapın demekte. Bu GB’nin gerektirdiği işbirliği anlayışına tamamen ters olup AB, GB’nin gerektirdiği koşulları ihlal ediyor. Zira Kore, Hindistan veya başka bir ülke, STA için müzakerelere oturduğu ülkelerle müzakere konusu, Avrupa Gümrük Alanı’dır. Bugün Avrupa Gümrük Alanı, 27 AB ülkesi artı Türkiye’dir. O nedenle AB bakanları, AB’nin ortak müzakere pozisyonunu belirlerken Türk temsilci de o konseyde yer almalıdır.


GB, bizatihi bir ticari düzenleme olarak kabul edilmemiştir. GB, tam üyelik öncesi son aşama olarak kabul edilmiş ve kısa süre içinde tam üyeliğin gerçekleşeceği düşüncesi ile uygulamaya konmuştur. Dönemin başbakanı 2-3 yıl içinde tam üye olacağımız düşüncesindeydi. Biz ise, bu kadar kısa süre içinde olmasa bile, 8-10 sene içinde tam üyelik statüsüne geçeceğimiz beklentisi içindeydik. Bugün 15 yıla yaklaşmakla birlikte henüz tam üyeliğin tarihi dahi telaffuz edilemiyor. STA’larda Türkiye karar mekanizmasında yer aldığı gibi müzakere masasında da yer almalı. Başka bir değişle AB, söz gelimi Kore ile müzakere ederken masanın bu tarafında Türkiye de yer almalı. Bu dahi sağlanamayacaksa müzakereler paralel sürdürülmeli. Türkiye’nin ve AB’nin o ülke ile akit edeceği anlaşma aynı anda paraf edilmeli ve aynı anda yürürlüğe girmesi sağlanmalı. Aksi halde söz konusu ülkeden AB’ye gümrüksüz giren mallar, ticari sapma nedeniyle Türkiye’ye girecek ve Türkiye’nin kayıpları büyük olacak veya olmaktadır. Andorra ve San Marino’nun da AB ile GB var. Ancak AB, Türkiye’yi bu ülkelerle karıştırmamalı. Türkiye, dünyanın en büyük 16’ncı, Avrupa’nın 6’ncı ülkesi olarak dış ticaret politikalarının tek taraflı Brüksel’de kabul edilmesini uzun süre kabul edemez.

* * *

Türk toplumuna enerji kaybettiren bir aksilik hep oluyor


İKV Brüksel Daimi Temsilcisi Haluk Nuray: Türkiye AB ilişkileri, uzun yıllar boyunca sık iniş çıkışlarla dolu bir seyir gösteriyor. Yükselme eğiliminde bir grafik gibi görünse de genellikle hızlı hamlelerle yükseldiği bir dönem yok gibi. Hep Türk toplumuna enerji kaybettiren bir aksilik oluyor. Bunun temel sebebi çıkış noktasındaki siyasi iradenin yanlış ortaya konmuş olması. AB bu işe başlarken bir müzakere çerçeve belgesi koydu. Bu belge incelendiğinde “bu metot seni üye yapacak” işareti yok. Tam aksine “bu gidişi yani tam üyeliği nasıl engelleriz” yönünde bazı mayınlar var. İşin özünde siyasi irade eksikliği bulunmakta. Şartlar bizi öyle bir noktayla getirecek ki bu siyasi iradeyi yenileme ihtiyacı ortaya çıkacak. Türk ve AB tarafı yeni bir siyasi irade ile bu işe başlayacaklar. Çünkü şu an ki çerçeve ve irade bizi tam üyeliğe kadar taşıyamayacak. Bunu yenileyip tekrar yola çıkacağız. Ne Türkiye’nin bu hedeften dönmesi ne de AB’nin Türkiye’den vaz geçmesi mümkün. AB’nin global bir çok sorunla baş edebilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Bu çok kaçınılmaz bir beraberlik.

 



İKV BRÜKSEL TEMSİLCİSİ HALUK NURAY’IN TİCARET GAZETESİ’NDE YAYINLANAN MAKALESİ

TİCARET GAZETESİ, 21 MAYIS 2010



«  önceki  Sayfa:  1  sonraki  »

 
 
İLETİŞİM | ANA SAYFA | ENGLISH © 2017 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed by: OrBiT